|
|

FALCILIK,BÜYÜCÜLÜK VE BURÇLAR

Fal:Atılan
boncuk ve baklaya, koyunun kürek kemiğine ve benzerlerine bakmak
sûretiyle gaybdan, gelecekten haber verme işi.
Falcı:Fala bakan, gaybı bildiğini iddiâ eden. Gaybı anlamak
için güyâ bir takım vâsıtalara mürâcaat eden kimse. Atılan boncuk ve
baklaya, koyunun kürek kemiğine ve sâir şeylere bakıp bunlardan manâ
çıkarır görünen; gaybden haber verdiğini iddiâ eden kimse.
- Cebrâil (aleyhisselâm) bana geldi. Kalk namaz kıl ve duâ et! Bu
gece, Şâban'ın 15. gecesidir dedi. Bu geceyi ihyâ edenleri Allahü
teâlâ affeder. Yalnız kâfirleri, büyücüleri, falcıları, kendini
beğenenleri, içki içenleri, fâiz yiyenleri ve zinâ yapanları
affetmez. (Hadîs-i şerîf-Kimyây-ı Seâdet)
- Tevekkül edenler (sebeblere yapışıp Allahü teâlâya güvenenler),
falcılık, efsûn ve dağlamak ile hastalığı tedâvî etmezler. (Hadîs-i
şerîf-Kimyây-ı Seâdet)
- Kâhinlere, falcılara inanmamalıdır. Bilinmeyen şeyleri bunlara
sormamalıdır. Bunları gaybleri (gizli şeyleri) bilir sanmamalıdır.
(İsmâil Hakkı Bursevî)
Falcılık büyücülük nedir
Sual:Kâhinlik, falcılık, büyücülük nedir? Bunlara inanmanın hükmü
nedir?
CEVAP
Kâhinlik, cinden bir arkadaş edinip, olmuş şeyleri ona sorup, ondan
öğrenmek ve bunları başkalarına bildirmektir. Cin ile tanışan
falcılar, (Yıldızname)ye bakıp, sorulan her şeye cevap verenler
böyledir. Bunlara ve büyücülere gidip, söylediklerine, yaptıklarına
inanmak, bazen doğru çıksa bile, Allah’tan başkasının her şeyi
bildiğine ve her dilediğini yapacağına inanmak olup, küfürdür. (Hadika)
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Uğursuzluğa inanan, kâhinlik yapan, kâhine giden, büyü yapan ve
yaptıran ve bunlara inanan bizden değildir, Kur'an-ı kerime
inanmamış olur.) [Bezzar]
İbni Ebi Zeyd hazretleri diyor ki:
(Cinci tarikatçıya inanmak, insanı cinden kurtardığına inanarak, ona
ücret vermek caiz değildir. Büyü çözene de para vermek caiz
değildir.)
(Birgivi Vasiyetnamesi)nde,
(Bir kimse, ben çalınanları, kaybolanları bilirim dese, diyen de,
buna inanan da kâfir olur. “Bana cin haber veriyor, onun için
biliyorum” derse, yine kâfir olur. Çünkü cin de gaybı bilmez. Gaybı
yalnız Allah bilir) buyuruluyor.
Gaybı cin'de bilmez
Kadızade, burayı şöyle açıklıyor:
(Gaybı, Allahü teâlânın vahy ve ilham ettikleri de bilir. Cin gaybı
bilmez. Fakat cin, ben evliyadan duydum ki şöyle imiş derse, küfür
olmaz. Ancak cinler yalan söyledikleri için onlar biz duyduk deseler
de inanmamalıdır. Allahü teâlâ vahy yolu ile Peygamberlere gaybı
bildirdiği gibi, ilham yolu ile de evliyaya ve müminlere de
bildirir.)
İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:
(Büyü; ilme, fenne uymayan, gizli sebepler kullanarak, garip işler
yapmayı sağlayan ilimdir. Büyü öğrenmek de, öğretmek de haramdır.
Müslümanları zarardan korumak için öğrenmek de haramdır.) [R.Muhtar]
Hayırlı iş yapmak için de haram işlemek [büyü çözmek için büyü
yapmak] caiz değildir. (Hadika)
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Büyü yapmak, küfre en yakın olan, en kötü haramdır. Hadis-i şerifte
buyuruldu ki: (Müslüman büyü yapmaz. Allah saklasın, imanı gittikten
sonra büyü tesir eder.) [c.3, m.41]
İmam-ı Nevevi hazretleri buyuruyor ki:
(Büyü yaparken, küfre sebep olan kelime ve iş olursa, küfürdür.
Böyle bir kelime ve iş olmazsa, büyük günahtır.) Hadis-i şeriflerde
buyuruldu ki: (Helake sürükleyen yedi şeyden biri büyüdür.) [Buhari]
(İpe üfleyip düğüm atan kimse, büyü yapmış olur. Büyü yapan da
Allah’a şirk koşmuş olur.) [Nesai]
(Falcıya, büyücüye, kâhine giderek, onların söylediklerine inanan,
Kur'an-ı kerime inanmamış olur.) [Taberani]
(Büyücüye inanan kimse, Cennete giremez.) [İ.Hibban]
(Gaibden haber vermek maksadı ile yıldız ilmi ile uğraşan kimse,
büyücü gibi günaha girer.) [İ.Mace]
(Falcıya fal baktıran, onun sözüne inanmasa bile, kırk gün kıldığı
namaz kabul olmaz.) [Müslim]
(Fal bakmak, yazı ve çizgi ile gelecekten haber vermek, puta tapmak
gibidir.) [Ebu Davud]
(Karı-kocayı birbirine düşüren Allah’ın lanetine uğrar.) [El-Envar]
(Ana ile evladın, kardeşle kardeşin arasını açana lanet olsun.) [İ.Mace]
(Kâhinlik yaparak alınan para haramdır.) [Buhari]
Büyü, insanları hasta eder. Sevgi veya nefrete sebep olur. Yani
cesede ve ruha tesir eder. Büyü, kadınlara ve çocuklara daha çok
etki eder. Büyünün tesiri kesin değildir. İlacın tesiri gibi olup,
Allahü teâlâ dilerse tesirini yaratır. Dilerse tesirini yaratmaz. Şu
halde, (Büyücü, büyü ile istediğini şüphesiz yapar, büyü muhakkak
tesir eder) diyen ve inanan kâfir olur. (Allahü teâlâ takdir
etmişse, büyü tesir edebilir) demelidir!
Sual:Büyü, sihir etki etmez diye inanıyorum. Doğru mu?
CEVAP
Yanlış. Büyü etki edebilir, mutlaka etki eder demek yanlıştır. Büyü
ilaç gibidir. Bazen etki edebilir, insanı hastalandırır. Her ilaç da
her zaman etkisini göstermez, göstermediği de olur. Yani ilaca da
büyüye de tesir kuvvetini veren Allah’tır. Vermezse, ilaç da, büyü
de tesir etmez.
Sual:Cin insana geçmişte olan olayları bildirebilir mi?
CEVAP
Cin gördüklerini anlatabilir, gaibden haber veremez. İnsanlar da
gördüklerini anlatırlar. Cinlerden görmediklerini söyleyenler
çıkabilir. Kibirli yalancı olanları vardır, onlara güvenilmez.
Sual:Cinci hocaya büyü çözdüğü için para vermek günah mıdır?
CEVAP
Cinci hocaya inanmak, insanı cinden kurtardığına inanarak, ona ücret
vermek caiz değildir. Büyü çözene de para vermek caiz değildir.
Sual:Âyetler okunup ipliğe düğüm atılıyor. Kötülerin şerrinden
korunmak için dua ediliyor. Büyüye girer mi, caiz mi?
CEVAP
Büyüye girer, caiz değildir.
Sual:Bazı insanlar bio enerji denilen bir güçle bazı şeyler
yapıyorlarmış. Televizyon kanallarını aletsiz değiştirmek gibi.
Bunlar istidraç mıdır?
CEVAP
Rusya’da daha çok yapılıyormuş, tekniğini bilmiyoruz. Bir tekniğe
dayanıyorsa mesele yok. Tekniğe dayanmıyorsa sihir olur.
Sual:Bir cinci hocaya gittim, benden kesilmiş tırnak parçalarımı
istedi, vereyim mi?
CEVAP
Öyle yerlere gitmeyin ve vermeyin. Kesilen tırnakları gömmek iyi
olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Saç ve tırnağınızı toprağa
gömün, büyücüler onlarla sihir yapmasın!) [Deylemi]
Sual:Sihir nedir?
CEVAP
İnsanların bütün işleri, âdet-i ilahiyye içinde meydana gelir.
Allahü teâlâ, sevdiği insanlara ikram olmak için, âdetini bozarak,
sebepsiz şeyler yaratır. Bunlar enbiyadan meydana gelirse Mucize,
evliyadan meydana gelirse Keramet, diğer müminlerden meydana gelirse
Firaset, fasıklardan meydana gelirse İstidraç, kâfirlerden zuhur
ederse Sihir denir.
Iraklı bazı kimselerin ağızlarına ateş almalarına, avurtlarına şiş
sokmalarına keramet diyenler çıkıyor. Allahü teâlâ, böyle kimselerin
Hz. Musa zamanında da bulunduğunu, bunların sihir olduğunu
bildiriyor. Böyle göz boyamak haramdır. Hadis-i şerifte buyuruldu
ki: (Bir kişinin havada uçtuğunu, denizde yürüdüğünü veya ağzına
ateş koyup yuttuğunu görseniz, fakat dine uymayan bir iş yapsa,
keramet ehliyim dese de, onu büyücü, yalancı, sapık ve doğru yoldan
saptırıcı bilin!) [El-Münire]
Sual: TVde gördük. Efsun yapılanı akrep sokmuyormuş. Efsun nedir?
CEVAP
Efsun, fen yolu ile tecrübe edilmemiş, manası bilinmeyen veya küfre
sebep olan şeyi, hasta olmamak veya hastalığı tedavi için okuyup
üflemek demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Efsun yapan
tevekkül etmemiş olur.) [Nesai] Efsunun büyüye, yani sihre benzeyen
tarafı vardır. Bunlarla uğraşmak caiz değildir.
Burçlar ve fal hurafesi 13.2.2004 (Mehmed Oruç)
Son yıllarda burç ve fal tutkuları iyice yaygınlaştı. Gazetelerin
fal köşelerine ilaveten internet siteleri de ortaya çıkıncı borsa,
hava tahmin raporu takip eder gibi günlük olarak burçlar takip
edilmeye başlandı. O gün eline para geçecek mi, geçmeyecek mi,
sağlık durumu nasıl olacak, iş ortağı ile kavga edecek mi etmeyecek
mi, başına kötü bir şey gelecek mi, gelmeyecek mi gibi konular
günlük yapılacak mutat işler haline geldi. Hatta anne karnındaki
çocuğun karakterini burçlar yolu ile öğrenme çabasına girildi. Daha
enteresanı bazı anne babalar istemediği burçta çocuğu doğmasın diye,
bebeğin doğumunu sezeryan ile gününden önce talep etmektedir.
Bütün bu saçmalıklar, cahillikler inanç yönünden ne kadar erozyona,
zafiyete uğradığımızı göstermektedir. Kaza ve kadere inanan, gaybı,
geleceği sadece Allahın bileceğine iman eden bir Müslüman böyle
hurafelerden uzak durur. Burçlara olan ilginin halkımızın bu
konulardaki inançlarında büyük boşlukların olduğunu göstermektir. Bu
boşluk insanların falcılara, kahinlere bel bağlamasına sebep olmuş.
Bu kadar, ilmi ve teknolojik gelişmelere rağmen bugün de insanların
büyük bir bölümü bu illetten, hurafelerden kendini
kurtaramamaktadır. Maalesef gazetelerin en çok okunan köşeleri, burç
ve fal köşeleri... Sıradan bir mahalle gazetede bile fal köşelerine
rastlamaktayız. Bu tür hurafeler sadece bizde değil, Batı’da da çok
yaygın. Bilhassa, teknolojinin zirvede olduğu Amerika’da meslek
haline gelmiş. Her semtte astrologlar, adım başı falcı dükkanları,
büroları açmış.
Burçlarla ilgili olarak yapılan bazı istatistiki bilgiler şöyle:
1) Bir çok ülkedeki araştırma sonucuna göre nüfusun %50'den fazlası
burçlara inanıyor.
2) Büyük şehirlerde yaşayanlar kırsal kesimlere nazaran daha fazla
burçlara inanıyor ve uğraşıyorlar.
3) Astronomi bilen hiç bir bilim adamı burçlara inanmamaktadır.
4) Kalabalık şehirlerde, sosyal problemler daha fazla olduğundan
burçlara inancı daha yaygındır.
5) Kadınlar erkeklere göre daha fazla burçlarla ilgileniyor ve
uğraşıyorlar.
6) Daha çok fen bilimi eğitimi görmeyen sanatçılar ve işadamları
burçlarla ilgileniyor.
Falcılara ve medyumlara inananların karekteristik özelliklerinide
şöyle özetliyorlar:
Kalabalık toplumlarda refah içinde yaşasalar bile kendilerine
güvenleri sarsılan, sosyal bunalımlara giren, inancını kaybeden
insanlar burçlar ve fal ile sorunlarına bir çözüm aramaktadırlar.
Eğer burçlara dayalı fallar doğru olsaydı, bugün öncelikle
gökcisimleriyle uğraşan astronomlar birer astrolog olurdu. Çünkü
toplumda gökcisimlerini en iyi bilenler ve tanıyanlar
astronomlardır. Astrologlara göre Başak burcunda doğanlar iyi
idareci olamazken, Kova burcunda doğanların hepsi bilimadamı
olmaktadır. Halbuki, Gauquelin isimli bir araştırmacı yaptığı
istatistik bir çalışma sonunda, on farklı mesleğe sahip 15560
kişinin burçları ile meslekleri arasında herhangi bir ilişkinin
olmadığını göstermiştir.
Yine, Culver isimli araştırmacı 1981'de yaptığı çalışmada 300
kişinin fiziksel özellikleriyle burçları arasında hiç bir ilişki
olmadığını ortaya koymuştur.
Tıp doktorları üzerinde yıldız haritaları ele alınarak ve yaklaşık
100 denek kullanılarak yapılan istatistik bir çalışma sonunda,
gökcisimlerinin konumlarıyla insanların davranışları arasında ilişki
kurmanın mümkün olmadığı görülmüştür.
Yine benzer olarak, A.Ü.F.F. Astronomi ve Uzay Bilimleri
Bölümü'ndeki öğrenci ve öğretim elemanlarından oluşan 112 kişinin
horoskopları çıkartılarak, aralarındaki istatistiki ilişkinin
araştırıldığı bir çalışmada da, kişilerin burç yüzdelerinin rasgele
dağıldığı, anlamlı bir dağılımın olmadığı ortaya çıkmıştır.

TASAVVUF EHLİNİN GÖRÜŞLERİ

MUHYİDDİN A'RABİ:«Hakk Teâlâ, kendinde bir şey yok iken,
mevcûdiyet sıfatıyla sıfatlanmıştır. Diyebilirim ki, Hakk Teâlâ,
mevcûdiyetin ta kendisidir.
Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz:
«Allah vardı ve onunla beraber hiç bir şey yoktu.»
Buyurmuşlardı.
Hakk Teâlâ kendi nefsi ve hüviyeti yönünden bilinmez; bu bilinmezlik
ve görünmezlik keyfiyetine de İLİM denmiştir.
Hakk Teâlâ'nın evvelki şekli, buluta benzer bir duman şeklinde
olmasıdır. Burada âlem Bâtın hükmüyle mevcuttu. Bâtınî hükümden ise
âlemin zuhuru imkânsızdır.
İşte bu ilk duman da Rahman'ın Zâhir adı olmuştur. Bu durumda kendi
nefsini görerek ilmî ve özel bir tecelli ile ruhi şekillerden birini
seçmiştir. Bundan sonra Zâtıyla nefsine bakınca nefsini sayısız
sıfatlarla muttasıf olarak buldu. İşte bu buluşu meydana getiren ilk
bakış İLİM'di.
İlimde mevcût olan bu sıfatlara da makûlât dendi. Aynı zamanda «Aklı
evvel» adını bu bakışı yapması hasebi ile aldı. Bu akıl, âlemlerin
duman ve bulut içinde gizli olan sıfatlar olduğunu, bunun da kendi
nefsi olduğunu seyreyledi. Ve bu sanki gölge olan aklın zâtından
uzanan varlık o tecellinin nurundan oluştu.
Buna da «Levhi Mahfuz» veya «Zâti Tabiat» denildi. Bununla beraber
bu boyutta bunun tümüne Hayat, İlim, İrade, Kelâm denildi.
Rükünler boyutunda ateş-hava-su-toprak; cisimler âleminde Sıcaklık,
rutubet, soğukluk, kuruluk; Canlılar düzeyinde de kan, safra, sevda,
balgam denilir.
Bundan sonra «akl-ı evvel» çehresini o dumâna çevirerek, kendisinden
neler kaldığını görmek istedi. Fakat bu sıfatların varlığının
dışında hiçbir şey göremedi. İşte bütün âlemin sûret ve şekilleri bu
zulmet ve gizlilik içinde bulunmaktadır. Hakk Teâlâ’nın ARŞI da bu
zulmet içindedir. Arşın etrafında da kürsü, felekler, cennetler,
semâlar, rükünler ve doğurucular vardır. Bu varlığın babası Akıldır,
anası Nefs.
«Şunu da bil ki, Hakk Teâlâ daha evvelce anlattığımız kürsü içinde
şeffaf dairevi bir cisim yaratmıştır. Bunu da 12 eşit parçaya
ayırmış ve bu parçalara BURÇLAR adını vermiştir.»
Bu burçlar toprak, su, hava, ateş gibi unsurlardan olup, tıpkı dünya
ehlinin unsurlarına benzer.
Hakk Teâlâ her bir burçta cennet ehlinden bir melâikeyi orada iskân
ettirir. İşte bu burçlardan cennetlerde tekevvün edecek şeyler
tekevvün eder. Değişiklikler ve karışıklıkların tümü bu burçların
değişmesiyle ve kurulan düzenin bozulmasıyla olur.
Gerçek olarak âlemimizin öncülüğünü bu 12 burçta bulunan 12 melâike
yapmaktadır. Böylelikle bu 12 burç, âlemlerimizin gerçek olarak
imamlığını yapmaktadır. Arşın esası 4 kâide üzerine oturtulduğundan,
bu burçlar 12 olmasına rağmen, 4 mertebe üzerine bulunurlar.
Konaklar üçtür. Dünya, Berzah, Âhiret. Bu konaklardan her bir
konağın dört menzili vardır. Bu konaklarda bunların hükmü geçer. Üç
konağı dört menzile çarparsak 12 eder bu da 12 burca delalet eder.
Şu anda bize cennet gibi gelen dünyamız âhıret günü itibariyle ateşe
döneceği için Berzahta bu dört menzilin hükmü altındadır. Cennet de
bu dördün etkisindedir.
Bunlardan Koç, Aslan, Yay aynı mizaç ve mertebededir.
Boğa, Başak ve Oğlak başka mertebede ve aynı mizaçtadır.
İkizler, Terazi ve Kova başka mertebe ve aynı mizaçtadır.
Nihayet Yengeç, Akrep ve Balık başka mertebede ve aynı mizaçtadır.
Bunlar dört hâkim vali olarak bir menzilde bulunurlar.
Dünyanınki ise Yengeç burcudur.
Berzah âlemi ise Başak burcunun hüküm ve etkisi altındadır. Ayrıca
bir de dünyanın ateşe dönmesi durumunda sahibi Yengeç Burcu olmaktan
çıkar ve Terazi burcunun hükmüne girer. Cehennem ateşine düşenlerin
azabı sona erdiğinde ise ikizler burcu dünyayı teslim almış olur.
Cenâb-ı Hakk Teâlâ oniki burcun mümessili olan her bir melaikeye
otuz ilim hazinesi vermiştir. Bu burçlardaki melâikeler kâinatta
lüzumlu olan şeyleri bu ilim dolabı olan burçlardan olarak
indirirler ve bir sene ile yüz sene arasında dünyada bırakırlar.
Cennet ve Cehennem ehline nezaret hakkı da bu 12 burca verilmiştir.
Cennetteki hükümler hep bu 12 burçtan çıkar.
Cennetlerdeki meydana getirişlerden tutun da; yemek ve içmek, nikâh
ve hareket, değişiklik ve şehvet gibi şeyler hepsi o hazinelerden
inen 12 burcun temsilcileri eliyle ve Allâh'ın izniyle olur. Adn
cenneti hariç, diğer cennetleri bu 12 burcun mümessilleri bina
etmişlerdir.
İnsanın âhıret neşeti berzah neşeti gibidir. İnsanın bâtını
kendisine göre bir hayâldir.
Mükevkep felek cennetin tabanı, atlas felekte cennetin semâsıdır.
Hava âlemin hayatıdır. Bu nemli sıcak bir havadır. Hava içindeki
nispetler ve dereceler yükseldi mi buna ateş adı verilmiş olur.
Hararet ve rutubet derecesi düştüğünde ise su adını almış olur.
Havadan gayrı süratle değişecek bir şey yoktur.
En azametli burçlar da hava tabiatlı İkizler, Terazi ve Kova
burçlarıdır.
Dünyâ ve dünyâ semâsı içindeki aydan sonra ikinci semâda Merkür,
üçüncü semâda Venüs, dördüncü semâda Güneş, beşinci semâda Mars,
altıncı semâda Jüpiter, yedinci semâda da Satürn vardır.
Bu gezegenlerin her biri meydana geldikten sonraki zaman içinde,
burçlardaki hazineler bu gezegenlere melâikeler tarafından
indirildiler ve bütün bu uydulardaki rükûnlere tesir etmeye
başladılar.
Zaman, tümüyle izafî bir şey olup gerçek varlığı yoktur. Güneşin
görünmesiyle gündüz ve kaybolmasıyla gece olur ki bu izafî
hükümlerden aylar, mevsimler seneler doğar.
Allah her semâyı imâr edecek ruh âlemleri ve melâikeler yaratmıştır.
İnsanlardan evvel, Allah yeryüzünde ateşten yaratılmış olan cinleri
var kılmıştı.
Dünyâdan ayrıldıktan sonra, artık uyku diye bir şey yoktur. Çünkü
kıyâmet günüdür.
Mükevkep felek ateşe döndüğünde, bu feleğin içi Mukaar yâni sonsuz
ateş derinliği olduğundan cehennem adını almıştır.
Sırat ise, arzımızın üstünden mükevkep felek doğrultusunda ve
belirli bir yükseklikte cennet surları dışındaki geniş ve çimenli
alana doğru kurulur.
Dünyâda insan bir hayâldir.
Bugün evi denen bu yerler kıyâmet günü Cehennem evi haline
gelecektir."
Evet, Hazreti Muhammed Aleyhi's-selâm’ın getirdiği İslâm Dinini en
iyi anlayanlardan biri olan Muhyiddini A'rabî'den bu konuda size
naklettiğimiz cümleler şimdilik bu kadar.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
İBRAHİM HAKKI ERZURUMİ:«Zuhal (Satürn)
yıldızın tabiatı gayet soğuk ve kurudur. Erkek olup, gündüze nispet
edilmiştir. Nahsı ekber, denilmiştir. Buna bakmak gam ve keder
getirir.
Buna karşılık Zühre (Venüs) gezegenine bakmak da surûr ve safâ
getirir demişlerdir.
Zuhal yıldızına ahmaklık, cehalet, korkaklık, cimrilik, kin, yalan,
levm, tembellik ve geç anlama gibi huylar izafe edilmiştir. Bu
yıldız rahimlere vâki olan nutfelere tâli olsa, bu yıldızın tabiatı
ve vasıfları Allahü Teâlâ'nın izni ile sirâyet edip, o cibiliyetle
doğumdan sonra bu vasıfların meydana çıktığı tecrübe olunmuştur.
Zuhal Çarşamba gecesine ve Cumartesi gününe hâkim bulunmuştur.»
Bu gibi bilgileri her gezegen için anlatan İbrahim Hakkı Erzurumî bu
arada çeşitli hadîslerde geçen «beş yüz yıllık yol» tabiri için de
şu izâhı yapmaktadır:
«Heyeti İslam'da göklerin ve yerlerin büyüklük ve uzaklıklarını
beşer yüz yıllık yol ile tarif etmekten maksat büyüklüklerinde
mübalağadan kinayedir, yoksa bu esas ölçüleri değildir.»
Bu şiirinde yıldızların olaylar üzerindeki tesirlerini şu satırlarla
ifâde eder. İ. Hakkı Erzurumî:
«Ve sonra Hakkı der, ilm-i felek sırrını a’yân ettim
Otuz beyt içinde Nahs ve Sa’d saatlerini beyân ettim.
İki âlemde bir bildim müessir Zât-ı Mevlâ’yı
Fakat sebeplere bağlanmış ednâyı hem alâyı.
Eğer bilmek dilersen olduğun saat ne saattır
Hangi yıldız hükmeder, ol dem nuhusat ya seadettir.»
Dünyâ üzerindeki oluşumların sebeplerinin yıldızlar olduğunu, ancak
bu sebepleri meydana getirenin de Allahü Teâlâ olduğunu böylece
tespit eden Erzurumî, Ayın tesirleri hakkında da özetle şunları
söylemekte:
«Denizlerdeki med-cezir olaylarında ay baş müsebbibdir.
Ayın ilk on beş gününde sıcaklık ve rutubet çok olduğundan damarlar
kan ile dolup insan ve hayvan bedenleri kuvvet bulur.
Dolunaydan sonra soğuk ve kuruluğun ağır basmasıyla ihtilatı erba
bedenin derinliklerinde bulunmakla damarlarda kan azalıp, büyüme ve
gelişme az olur. İnsan ve hayvan bedenleri zayıflar.
Arabî ayların ilk yarısında hastalanan kolay kurtulurken, ikinci
yarıda hastalananlar güç sıhhat bulurlar.
Ayın ilk yarısında canlıların beyin dokuları ziyade olup, ikinci
yarısında azalma olur
Mehtapda insan aya karşı uyusa veya çok otursa, bedenine gevşeklik
ve tembellik gelip, baş ağrısı ve nezle olabilir.
Mehtapda hayvan eti kalsa az zamanda tadı ve kokusu değişir.
İlk yarıda balıklar su yüzüne yakın olup yağlı ve güçlü iken, ikinci
yarıda dibe kaçıp güçleri ve yağları azalır.
İlk yarıda haşerat yeryüzünde daha çoğalır ve yırtıcılar canlıları
yemeye daha heveskâr olur. İkinci yarıda bunun tersi olur.
Ayın ilk yarısında dikilen ağaçlar çabuk büyür ve çok gelişir;
ikinci yarıda ise dikilen ağaçlar zayıf olur veya kurur.»
Ayın çeşitli burçlarda doğuşunun hangi sahalarda getireceği faydalar
hakkında da özetle şunları söylemekte «MARİFETNAME» sahibi. Hakkı:
«Ay;
Koç burcunda doğduğunda her işe başlamayı güzel say;
Boğada olduğunda evlen, ticaret yap, bina yap;
İkizlerde doğduğunda gayrımenkul al, ilim oku;
Yengeçte iken haberleşmeye değer ver, müshil kullan, seyahate çık;
Aslanda iken ihtiyaçlarını, giderecek kişiye arzet, ziraat, tamir ve
hacamat yap;
Başakta iken yeni giy, dostlarla sohbet et ve ibâdete ağırlık ver;
Terazide iken alış-veriş yap, sohbet eyle, Kur'ân dinle, devâlı
nesneleri iç;
Akreb burcunda iken, temizlen, arın, yanlızlığa çekil, sükût edip iç
âlemine dön;
Yay burcunda iken kan aldır, hamam ve traşı iyi say;
Oğlak burcunda iken kuyu kaz, toprakla uğraş, alış-verişi iyi say;
Kova burcuna geldiğinde vasıtalı olarak seyahate çık güzel yerleri
gez;
Balık burcunda iken de deniz seyahati iyidir, ortaklık ticareti iyi
olur.»
Mârifetnâme'de, Gezegenlerin tesirinin hakikatı bahsinde Beşinci
nevî de özetle şöyle demektedir İbrahim Hakkı Hazretleri:
«Yıldızlar meleklerin elinde mecbur ve muztardır. Melekler de Hak
Teâlâ'nın emrinde boyun eğerler, itâat ederler. Hepsi onun iradesi
ile ve kudreti ile harekette ve hareketsizliktedir.
Güneş sıcak ve kurudur. Ay soğuk ve rutûbetlidir. Yıldızlar bu
keyfiyetleri ile âlemde mutasarrıftır. Müneccim -astrolog- bu
sözleri ile doğruyu söylemektedir. Ancak bütün işleri, yıldızlara
bağlaması doğru değildir. Yıldızlar ancak Hak Teâlâ'nın izni ile bu
tasarruflara yetmişlerdir. Yıldızlar ve tabiâtların tesir ve
tasarrufda rolleri vardır.
Oniki burçda oniki melek vardır yedi gezegen gece gündüz o burçların
kapılarında dolaşıp hizmet ederler!"
Bu konuyu daha detaylı olarak anlatan İbrahim Hakkı konuları geniş
boyutlu görmek gerektiğini de belirterek tek bir bilimle
çözülemiyeceğine işaret ederek şöyle der:
«Bu hakikatı bu şekilde idrâk etmek ne tıb ilmiyle, ne Hikmeti tabiî
ile ve ne de ahkâm-ı nücum-astroloji hükümleri-ile hasıl olur. Ancak
nübüvvet ilmiyle bilinir!..»
Günün hangi saatlerinde hangi işlerin yapılmasının uygun olacağını
dahi astrolojik tesirlere bağlı olarak açıklıyan Erzurum'lu ibrahim
Hakkı, bu konuda da şöyle der:
«Otuz beyt içinde nahs ve sa'd-menfi ve müspet saatleri beyân ettim.
İki âlemde bir bildim müessir zâtı Mevlâyı
Fakat sebeplere bağlamış ednâyı hem â'lâyı
Eğer bilmek dilersen olduğun saat ne saattır
Hangi yıldız hükmeder ol dem nühuset ya seadettir.»
Bu arada günün hangi saatine hangi yıldızın radyasyonu güçlüdür
bunun hesabının nasıl yapılacağını öğreten beyitleri yazan Hakkı
daha sonra şöyle der:
"Saat zamanlarını bir bir yedi gezegene ver gel.
Olduğun vakte hangi gezegen gelirse hâkim onu bil
Zuhaldir -satürn- nahsı ekber saati hem ağır olurmuş
Yeri yedinci felektir bina yap başlama hiç iş
Mübârek müşteridir -Jüpiter- sa'di ekber saatini hoş bil
Bey ve şira, tezvic edip her şugle ol mail.
Cihan Merihe -mars- mahkûm olduğu saat hiç iş etme
Çünkü nahs-ı esgardır kan aldır kimseye gitme.
Mübârek şems-güneş-hükmünde, taleb kıl cümle yârânı
Yeri dördüncü felektir ziyâret eyle sultanıZühre -venüs- sa'di
esgardır o saat ictima eyle.
Sohbet ve tatlı söz et güzel ses istimâ eyle.
Nakş, et, hesab etmek olur mergub
Kamer -ay- sa'd oldu bu gökte o saatte sefer hoştur
Ticaret, şirket, haber ve mektub göndermek hoştur.
Yedi seyyare ahkâmı bu tertib üzere kanundur.
Gel ey Hakkı bil o Hakk'ı, cümle hüküm O'nundur.»
Bedenin terkibi bahsinin ikinci fasıl, üçüncü nevi'nde ise
Erzurum'lu İbrahim Hakkı Hazretleri şu görüşü anlatır:
«Allahü Teâlâ'nın kudreti ile, ulvî ecramın -planetlerin ve
burçların- süflî cisimlerde -maddî yapılarda- çeşit çeşit tesirleri
daimî olduğundan, bütün halkın şekil, hâl, ahlâk ve tavrı henüz ana
rahminde nutfe iken rast gelen baht ve tali'leri tesirlerinden
meydana gelmiştir.
Ana rahmine nutfe vâhi olduğu saatte, baba ve annenin tâlileri hangi
işte ise, o, mutfenin zâtına tesirle nakşıbend, yâni işlenmiş olur.
Meselâ saâdeti, şekâveti, anlayışlı, ahmâk, bahil cömert, korkak,
yiğit, sevgi, düşmanlık hırs kanâat, himmet ve alçaklık, fakirlik ve
zenginlik, rahat ve rahatsızlık, yaşama ve yaşamama, ceml ve kemâl,
kelâl ve melâl her ne hal üzere ise, o nutfenin zâtına tali olur.
Çünkü o nutfe ceninin cisminin levh-i mahfûzdur. Levh-i mahfûz ise
bu âlemin mazharı, aynasıdır.
O halde, saîd olan, o saâdetini annesi karnında bulmuştur. Şakî olan
da şekâvetini anası karnından almıştır.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Gününün şartları içinde bu konuları açıklamaya çalışan
değerli din âlimi İmam Azîz bin Muhammed Nesefî hazretlerinin yazmış
olduğu «Zübdetül Hakaik»ve«Mebde ve Meâd» adlı eserinde çok
teferruatlı olarak çeşitli hususları açıklamış, burçların ve güneş
sistemi içindeki yıldızların insanlar üzerindeki tesirlerini
anlatmış, ölüm ötesine dair çeşitli hallerden söz etmiştir. Çok
geniş olan bu eseri daha sonra «Zübdetül Hakaik» adlı eserinde de
özetlemiştir. Arzu edenler günümüz Türkçesine çevrilmiş olan «Zübdetül
Hakaik» adlı kitabı da tetkik edebilirler.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Osmanlı'da Astroloji
“Yıldızların hareket ve durumlarından sonuç çıkarma bilimi” diye
tanımlanacak astroloji, Osmanlıca’da “ilm-i tencim” ya da “ilm-i
ahkam-ı nücum” diye anılır. Yıldızların belirli zamanlarda durum ve
yere göre konumlarını gösteren cetvel, zeyc ya da zic ; yıldızların
durum, hareket, hız ve yönlerini saptama bilimi de ilm-i zic ya da
ilm-i zayiçe adını taşır.
Kişilere özel yıldız cetvel ya da haritalarının adı da zayiçedir. Bu
cetveller batıda ve günümüzde ülkemizde horoskop diye anılır.
Gökyüzüyle ilgili gözlemler, yıldız hareketleriyle ilgili
saptamalar, astrolojinin, astronomiye kaynaklık etmesini
sağlamıştır. Rasathane diye adlandırılan gözlemevleri, hem
gökbilime, hem de yıldız fallarına , savaş, barış vb. toplumsal
olaylar için eşref saati saptanmasına yarıyordu.
Gökyüzü olaylarıyla bilimsel ve simgesel yorumlar yapan müneccimler
uzun süre doğu ve batıda saray görevlisi olarak çalıştılar. Osmanlı
sarayındaki müneccimbaşılık kurumu cumhuriyet dönemine kadar sürdü.
Yıldız hareketlerini bölgesel olarak gözleyip, çizelgeyi (zic)
çıkarmak yaklaşık otuz yıllık bir süreyi kapsar. Bu konuda en ünlü
rasathanelerden biri Meraga Rasathanesi, ünlü çizelge çıkaranlardan
biri de Zic-i Uluğ Bey’dir. |
|