Today's Hot

ASTROLOJİ'NİN DOĞUŞU

   

Burçlar ilmi veya günümüz diliyle Astroloji, ilk defa ne zaman ve nasıl ortaya çıkmıştır, acaba?

Bildirildiğine göre, İlk Peygamber olan Hz. Adem'den, son Peygamber Hz. Muhammed s.a.v efendimize kadar 124.000 peygamber gelmiştir. Allah, insanlara, doğru yolu göstermeleri; onlara, kendi TEK'liğini bildirmeleri için, gönderdiği peygamberlerinin her birine, değişik konularda çeşitli ilim hazineleri vermiştir. Ve böylece her konunun başlangıcına temel teşkil edecek, rehber olacak bilgi kaynakları meydana gelmiştir.

Çok okuyan, kalemi bulan ve kalemle yazı yazabilen ilk peygamber olan İDRiS Aleyhisselam'a BURÇLAR İLMİ verilmiş, kendisi de bunu genişletmiştir.

 
 

Yeri, göğü, buradaki sistemi ve bunu yaratan Mutlak Varlığı, yakîn üzere bilen İdris Peygamber’in, Allah'ın izni ve kudretiyle göğe çıktığı; 4.cü kat sema boyutunun kendisine mekân olduğu, diğer sema katlarında (boyutlarında) da dolaşabildiği, eski dini kaynaklarda belirtilmektedir. .

İdris Peygamber, almış olduğu vahye dayalı bir şekilde Burçlar ve yıldızların, gerek insanlar, gerek yeryüzünde mevcut tüm birimler üzerindeki tesir ve önemini anlatmağa çalışmıştır. Yani, vahye dayalı olarak okuduğu sistemi, o devrin idrak ve anlayışına göre anlatmıştır.

Bir başka anlatımla, İdris Peygamber, Allah`ın yaratmış olduğu sistemdeki düzenleme mekanizması olan burçlar ve yıldızlar sistemini açıklamış; bunların, Allah`ın ilim ve kudretiyle alemde ilahi tasarrufun oluşmasına vesile kılındığı sırrına işaret etmiştir!..

O devirde yaşamış insanlar, İdris Peygamberin ne anlatmak istediğini hakkıyla çözebildiler mi acaba...? Kimbilir..!

Kısaca, Yıldız ilmi veya Burçlar ilmi, İdris Peygamber'in mucizesi olup; daha sonra aynı çağda ilk defa Babiller tarafından, mevcut veriler ışığında düzenlenmiş ve genişletilmiştir. Bundan sonra da tüm insanlığa yayılarak, her devirde, bir şekilde insanların ilgisini çeken bir konu olmuştur.

Bu arada zaman içinde edinilen tecrübeler ve yaşanılan olaylar neticesinde, insanlar, burçlardan gelen ışınların etkilerinin, insan kaderi üzerindeki rolünü çok rahat ve açık bir şekilde tesbit etmişlerdir.

Ne var ki bu tesbit onları, bütün oluşların ardında yıldızlar olduğuna göre, o halde yıldızlar "tanrı" dır düşüncesine getirmiştir.

Böylece, başta Güneş olmak üzere, Ay ve çeşitli yıldızlara tapınma devri başlamıştır!.

Oysa, yıldızların yaydıkları bu etkiler Allah takdir ve kudretinin açığa çıkmasından başka bir şey değildir!.

Dolayısıyla esas amaçtan sapılarak, Astroloji ilmi, hak etmediği bir noktaya indirilmiştir.

Daha sonra, Hz. İbrahim Peygamber başta olmak üzere, tüm peygamberler, yıldızların tanrı olmadığını; bütün evreni ve evrende var olan her şeyi yaratanın, Mutlak Varlık olan Allah olduğunu sürekli olarak açıklamışlardır. Dolayısıyla, yıldızları mevcut özellikleriyle yaratan ve onlar üzerinde de, yegane söz sahibi olan, ALLAH’tır; gerçeğini insanlara idrak ettirmeğe çalışmışlardır.

Pek çok İslâm düşünürü de, yıldızlar konusunu inceleyerek, varlığın var oluşunda burçların ve yıldızların rolünü, çeşitli kitaplarında anlatmışlardır.

Ayrıca, bir ilim deryası olan, Kutsal Kitabımız Kur'ân-ı Kerîm’de, yıldızlarla ilgili 60 küsur Âyet ve "El- BURÛÇ" sûresinde anlatılanları bir düşünmek gerekir...

                                                            

 

 

                                                          BURÇLAR VE FALCILIK

                                                                           

Yüksek köşk, kalenin yuvarlak dört köşe veya çok köşeli sıkıntısı.

Herkesin gözüne çarpacak şekilde açık ve belli olan şey. Güneş sisteminde bulunan oniki takım yıldızdan her birine verilen isim. Bundan dolayı köşke de burç denmiştir. Terim olarak ise, "gökteki bir takım yıldızlara ve yıldız kümelerine burç" denir. Burçlar on iki adettir. Bunların altısı kuzeyde, altısı da güneydedir. Gök bilimciler yıldız kümelerini, her ayda ve mevsimde göründükleri şekillere göre isimlendirmişlerdir. Buna göre burçların isimleri ve tekâbül ettikleri aylar şunlardır:

1) Koç (hamel) burcu, 21 Mart-19 Nisan. 2) Boğa (sevr) burcu, 20 Nisan-20 Mayıs. 3) İkizler (cevzâ) burcu, 21 Mayıs-21 Haziran. 4) Yengeç (seretân) burcu, 22 Haziran-22 Temmuz. 5) Aslan (esed) burcu, 23 Temmuz-22 Ağustos. 6) Başak (sünbüle) burcu, 23 Ağustos-22 Eylül. 7) Terazi (mîzân) burcu 23 Eylül-23 Ekim. 8) Akrep (akrep) burcu, 24 Ekim-21 Kasım. 9) Yay (kavs) burcu, 22 Kasım-21 Aralık. 10) Oğlak (cediy) burcu, 22 Aralık-19 Ocak 11) Kova (delv) burcu 20 Ocak-18 Şubat. 12) Balık (hût) burcu, 19 Şubat-20 Mart.

Yılın her ayında güneş bu burçlardan birine girer. Güneşin Koç burcuna girmesiyle ilkbahar; Yengeç burcuna girmesiyle yaz; Terâzi burcuna girmesiyle sonbahar; Oğlak burcuna girmesiyle kış başlar.

Türk Edebiyatında, hangi mevsimde hangi burcun bulunduğu şu şiirle açıklanmıştır:

"Hamel ü Sevr ile Cevza'da gelir fasl-ı bahar

Seratân ü Esed ü Sünbüle'dir yaz'a medar

Tuttu Güz faslını Mizan ile Akrep dahi Kavs

Cedi vü Delv ile Hut kıldı Zemistanda (kış'ta) karar."

Burç Falı

Fal, lügatta; "uğurlu saymak" anlamındadır. Terim olarak, "çeşitli usullerle, bilinmeyenden ve gelecekten haber verme ve kişilik okuma sanatı"dır. Burç falı ise, "insanları, doğdukları burçlara göre gruplayarak geleceğini okumaya, kaderine dair konuşmaya" denir. Gelecek zamanda vukû bulacak olayları haber vererek gayb* sırlarını bildiğini iddia edene falcı denir. Falcılık*, çok eski devirlerden beri bazı insanlar tarafından revaçta olan bir husustur. Özellikle daralan insanlar için gelecekten haber verme işi son derece caziptir. Geleceğin kesif karanlıkları içinde saklanan mukadderatı görmeğe beşer zekâsı yetmediğinden mukadderatın tayini için insanlar böyle bir takım hurâfe ve boş vasıtalardan yardım isteyegelmişlerdir. Yirminci asrın sonlarında özellikle ekonomik yönden gelişmiş milletlerin insanları arasında da kehânete inananlar ve kehâneti sanat edinenler az değildir. (Kâmil Miras, Sahih-i Buhârî Tecrîd-i Sarîh Tercüme ve Şerhi, Ankara 1974, VI, 543). Bizde de kendini aydın sanan bir takım gazete mensupları her gün yıldız falı hurâfesiyle insanların kaderi hakkında bir takım yorumlar yapmaktadırlar ki bunlar hiç bir ilmî dayanağa sahip değildir. Ayrıca bu asılsız yorumlar okuyucuların ruhî dengelerine olumsuz yönde etki yapmaktadır. Bu bir atma, saçma ve aldatmadan ibarettir.

Falcılık İslâm'da kesinlikle yasak edilmiştir. Gayb'dan verdiği haber konusunda kâhini tasdik etmek küfürdür. (Sâdeddîn et-Taftâzânî, Kelâm İlmi ve İslâm Akâidi (Şerhu'l-Akâid), Terc, Süleyman Uludağ, İstanbul 1980, 353). Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: "Bir kimse gider de verdiği haber konusunda kâhini tasdik ederse, Allah'ın Muhammed'e indirdiğini inkâr etmiş olur." (Tirmizî, Tahâret,102; İbn Mâce, Tahâret, 122; Ahmed İbn Hanbel, II, 408).

Geleceği (gaybı) Allah'tan başka hiç kimse bilemez. "De ki: göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka bilen yoktur." (en-Neml, 27/65). "Gaybın anahtarları onun katındadır. Onları ancak O bilir" (el-En'âm, 6/59). Bu ve benzeri ayetler, gaybı Allah'tan başka kimsenin bilmediğine delâlet etmektedir.

İslâm âlimleri, sâbiîler gibi, tesiri yalnız yıldızlardan bilerek onlardan bir takım hükümler çıkarmaya kalkışmanın küfür ve şirk olduğunda ittifak etmişlerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, VII, 5207).

Bunun yanında insanın, girişeceği önemli bir iş için istihâre* yapması meşrûdur sünnettir. Bunun, İslam'da yasak edilen falcılık ve kehânetle hiç bir ilgisi yoktur.

Mehmed BULUT
                                             

 

 

BURÇLARLA İLGİLİ AYETLER

* “Hakikaten biz, gökte BURÇLAR yarattık. Ve temaşa edenler için süsledik.”
(Hicr/16)

* “Gökte BURÇLAR yaratan ve onların içinde bir kandil ve nurlu bir ay yaratan Allah'ın şanı ne yücedir!”
(Fürkan/61)

* “Güneş Ay’a yetişemez. Gece de gündüzü geçemez. Hepsi birer felekte yüzerler.”
(Yasin/40)

* “Allah, gökleri ve yeri HAK olarak yarattı. Bunda müminler için ibret vardır.”
(Ankebut/44)

* “Göklerde ve yerde olanların tamamı o’nun dur. Hepsi o'na boyun eğicidirler.”
(Rum/26)

* “Gece, gündüz, güneş ve ay Allah'ın kudretine dalalet eden ayetlerindendir. Siz, Güneş’e ve Ay’a secde etmeyin. Onları yaratan Allah'a secde edin.”
(Fussulet/37)

* “Biz gökleri yeri ve aralarındakileri eğlence ve boş yere yaratmadık. Biz onları ancak Hak ile yarattık. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.”
(Dühan/38-39 )

* “O göklerde ve yerdekilerin tamamını, kendi tarafından sizin hizmetinize verdi. Bunda tefekkür eden bir kavim için ayetler ve ibretler vardır.”
(Casiye/13)

* “Biz, yeri, göğü ve aralarındaki şeyleri kafirlerin zannettikleri gibi abes ve batıl, boş yere yaratmadık.”
(Sat/27)

* “Ve size geceyi, gündüzü, Güneş’i, Ay’ı ve yıldızları musahhar kıldı. Bütün bunlar O'nun emrine boyun eğmişlerdir. Bunların her birinde akıl kullanacak bir kavim için alametler vardır.”
(Nahl/12)

* “Gökten yere kadar bütün dünya işlerini o tedbir eder.”
(Secde/ 5)

* “Allah gökleri ve yeri ve ikisinin arasında bulunan şeyleri ancak Hakkı yerleştirmek için ve muayyen bir müddetle yarattı.”
(Rum/8 )

* “Görmez misin ki, Allah, göklerde ve yerde olan şeyleri hep sizin menfaatinize musahhar kıldı. Üzerinize açık ve gizli olarak birçok nimetleri tamamladı.”
(Lokman/20)

* “Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde muttaki kavim için özel ayetler vardır.”
(Yunus/6)

* “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki onlar, o alametlerin üstüne basıp geçerler ve onlardan yüz çevirirler.”
(Yusuf/150)

* “Üstünüze yedi sağlam göğü bina ettik. Oraya parlayan bir kandil astık.”
(Nebe/13)

* “Biz dünya semasını yıldız ziynetleri ile süsledik. Ve onları azgın şeytanlardan koruduk.”
(Saffat/6-7)

* “Yeryüzünde veya nefislerinizde siz isabet eden bir olay, bizim onu yaratmamızdan evvel, mutlaka bir kitap da yazılmıştır. Bunu, önceden mukadder ve yazılı olduğunu bilip, elinizden çıkan şeylerden dolayı üzülmemeniz ve elinize giren ile de sevinip şımarmanız için , açıklıyoruz Allah, dünyalıkla böbürleneni sevmez.”
(Hadid/ 22-23)

 

 

FALCILIK,BÜYÜCÜLÜK VE BURÇLAR

Fal:Atılan boncuk ve baklaya, koyunun kürek kemiğine ve benzerlerine bakmak sûretiyle gaybdan, gelecekten haber verme işi.
Falcı:Fala bakan, gaybı bildiğini iddiâ eden. Gaybı anlamak için güyâ bir takım vâsıtalara mürâcaat eden kimse. Atılan boncuk ve baklaya, koyunun kürek kemiğine ve sâir şeylere bakıp bunlardan manâ çıkarır görünen; gaybden haber verdiğini iddiâ eden kimse.
- Cebrâil (aleyhisselâm) bana geldi. Kalk namaz kıl ve duâ et! Bu gece, Şâban'ın 15. gecesidir dedi. Bu geceyi ihyâ edenleri Allahü teâlâ affeder. Yalnız kâfirleri, büyücüleri, falcıları, kendini beğenenleri, içki içenleri, fâiz yiyenleri ve zinâ yapanları affetmez. (Hadîs-i şerîf-Kimyây-ı Seâdet)
- Tevekkül edenler (sebeblere yapışıp Allahü teâlâya güvenenler), falcılık, efsûn ve dağlamak ile hastalığı tedâvî etmezler. (Hadîs-i şerîf-Kimyây-ı Seâdet)
- Kâhinlere, falcılara inanmamalıdır. Bilinmeyen şeyleri bunlara sormamalıdır. Bunları gaybleri (gizli şeyleri) bilir sanmamalıdır. (İsmâil Hakkı Bursevî)
Falcılık büyücülük nedir

Sual:Kâhinlik, falcılık, büyücülük nedir? Bunlara inanmanın hükmü nedir?

CEVAP
Kâhinlik, cinden bir arkadaş edinip, olmuş şeyleri ona sorup, ondan öğrenmek ve bunları başkalarına bildirmektir. Cin ile tanışan falcılar, (Yıldızname)ye bakıp, sorulan her şeye cevap verenler böyledir. Bunlara ve büyücülere gidip, söylediklerine, yaptıklarına inanmak, bazen doğru çıksa bile, Allah’tan başkasının her şeyi bildiğine ve her dilediğini yapacağına inanmak olup, küfürdür. (Hadika)

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Uğursuzluğa inanan, kâhinlik yapan, kâhine giden, büyü yapan ve yaptıran ve bunlara inanan bizden değildir, Kur'an-ı kerime inanmamış olur.) [Bezzar]


İbni Ebi Zeyd hazretleri diyor ki:
(Cinci tarikatçıya inanmak, insanı cinden kurtardığına inanarak, ona ücret vermek caiz değildir. Büyü çözene de para vermek caiz değildir.)

(Birgivi Vasiyetnamesi)nde,
(Bir kimse, ben çalınanları, kaybolanları bilirim dese, diyen de, buna inanan da kâfir olur. “Bana cin haber veriyor, onun için biliyorum” derse, yine kâfir olur. Çünkü cin de gaybı bilmez. Gaybı yalnız Allah bilir) buyuruluyor.


Gaybı cin'de bilmez

Kadızade, burayı şöyle açıklıyor:

(Gaybı, Allahü teâlânın vahy ve ilham ettikleri de bilir. Cin gaybı bilmez. Fakat cin, ben evliyadan duydum ki şöyle imiş derse, küfür olmaz. Ancak cinler yalan söyledikleri için onlar biz duyduk deseler de inanmamalıdır. Allahü teâlâ vahy yolu ile Peygamberlere gaybı bildirdiği gibi, ilham yolu ile de evliyaya ve müminlere de bildirir.)

İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:

(Büyü; ilme, fenne uymayan, gizli sebepler kullanarak, garip işler yapmayı sağlayan ilimdir. Büyü öğrenmek de, öğretmek de haramdır. Müslümanları zarardan korumak için öğrenmek de haramdır.) [R.Muhtar]


Hayırlı iş yapmak için de haram işlemek [büyü çözmek için büyü yapmak] caiz değildir. (Hadika)

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Büyü yapmak, küfre en yakın olan, en kötü haramdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Müslüman büyü yapmaz. Allah saklasın, imanı gittikten sonra büyü tesir eder.) [c.3, m.41]

İmam-ı Nevevi hazretleri buyuruyor ki:
(Büyü yaparken, küfre sebep olan kelime ve iş olursa, küfürdür. Böyle bir kelime ve iş olmazsa, büyük günahtır.) Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Helake sürükleyen yedi şeyden biri büyüdür.) [Buhari]

(İpe üfleyip düğüm atan kimse, büyü yapmış olur. Büyü yapan da Allah’a şirk koşmuş olur.) [Nesai]

(Falcıya, büyücüye, kâhine giderek, onların söylediklerine inanan, Kur'an-ı kerime inanmamış olur.) [Taberani]

(Büyücüye inanan kimse, Cennete giremez.) [İ.Hibban]

(Gaibden haber vermek maksadı ile yıldız ilmi ile uğraşan kimse, büyücü gibi günaha girer.) [İ.Mace]

(Falcıya fal baktıran, onun sözüne inanmasa bile, kırk gün kıldığı namaz kabul olmaz.) [Müslim]

(Fal bakmak, yazı ve çizgi ile gelecekten haber vermek, puta tapmak gibidir.) [Ebu Davud]

(Karı-kocayı birbirine düşüren Allah’ın lanetine uğrar.) [El-Envar]

(Ana ile evladın, kardeşle kardeşin arasını açana lanet olsun.) [İ.Mace]

(Kâhinlik yaparak alınan para haramdır.) [Buhari]

Büyü, insanları hasta eder. Sevgi veya nefrete sebep olur. Yani cesede ve ruha tesir eder. Büyü, kadınlara ve çocuklara daha çok etki eder. Büyünün tesiri kesin değildir. İlacın tesiri gibi olup, Allahü teâlâ dilerse tesirini yaratır. Dilerse tesirini yaratmaz. Şu halde, (Büyücü, büyü ile istediğini şüphesiz yapar, büyü muhakkak tesir eder) diyen ve inanan kâfir olur. (Allahü teâlâ takdir etmişse, büyü tesir edebilir) demelidir!

Sual:Büyü, sihir etki etmez diye inanıyorum. Doğru mu?

CEVAP
Yanlış. Büyü etki edebilir, mutlaka etki eder demek yanlıştır. Büyü ilaç gibidir. Bazen etki edebilir, insanı hastalandırır. Her ilaç da her zaman etkisini göstermez, göstermediği de olur. Yani ilaca da büyüye de tesir kuvvetini veren Allah’tır. Vermezse, ilaç da, büyü de tesir etmez.

Sual:Cin insana geçmişte olan olayları bildirebilir mi?

CEVAP
Cin gördüklerini anlatabilir, gaibden haber veremez. İnsanlar da gördüklerini anlatırlar. Cinlerden görmediklerini söyleyenler çıkabilir. Kibirli yalancı olanları vardır, onlara güvenilmez.


Sual:Cinci hocaya büyü çözdüğü için para vermek günah mıdır?


CEVAP

Cinci hocaya inanmak, insanı cinden kurtardığına inanarak, ona ücret vermek caiz değildir. Büyü çözene de para vermek caiz değildir.


Sual:Âyetler okunup ipliğe düğüm atılıyor. Kötülerin şerrinden korunmak için dua ediliyor. Büyüye girer mi, caiz mi?


CEVAP
Büyüye girer, caiz değildir.


Sual:Bazı insanlar bio enerji denilen bir güçle bazı şeyler yapıyorlarmış. Televizyon kanallarını aletsiz değiştirmek gibi. Bunlar istidraç mıdır?

CEVAP
Rusya’da daha çok yapılıyormuş, tekniğini bilmiyoruz. Bir tekniğe dayanıyorsa mesele yok. Tekniğe dayanmıyorsa sihir olur.


Sual:Bir cinci hocaya gittim, benden kesilmiş tırnak parçalarımı istedi, vereyim mi?

CEVAP
Öyle yerlere gitmeyin ve vermeyin. Kesilen tırnakları gömmek iyi olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Saç ve tırnağınızı toprağa gömün, büyücüler onlarla sihir yapmasın!) [Deylemi]


Sual:Sihir nedir?

CEVAP
İnsanların bütün işleri, âdet-i ilahiyye içinde meydana gelir. Allahü teâlâ, sevdiği insanlara ikram olmak için, âdetini bozarak, sebepsiz şeyler yaratır. Bunlar enbiyadan meydana gelirse Mucize, evliyadan meydana gelirse Keramet, diğer müminlerden meydana gelirse Firaset, fasıklardan meydana gelirse İstidraç, kâfirlerden zuhur ederse Sihir denir.

Iraklı bazı kimselerin ağızlarına ateş almalarına, avurtlarına şiş sokmalarına keramet diyenler çıkıyor. Allahü teâlâ, böyle kimselerin Hz. Musa zamanında da bulunduğunu, bunların sihir olduğunu bildiriyor. Böyle göz boyamak haramdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir kişinin havada uçtuğunu, denizde yürüdüğünü veya ağzına ateş koyup yuttuğunu görseniz, fakat dine uymayan bir iş yapsa, keramet ehliyim dese de, onu büyücü, yalancı, sapık ve doğru yoldan saptırıcı bilin!) [El-Münire]


Sual: TVde gördük. Efsun yapılanı akrep sokmuyormuş. Efsun nedir?


CEVAP
Efsun, fen yolu ile tecrübe edilmemiş, manası bilinmeyen veya küfre sebep olan şeyi, hasta olmamak veya hastalığı tedavi için okuyup üflemek demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Efsun yapan tevekkül etmemiş olur.) [Nesai] Efsunun büyüye, yani sihre benzeyen tarafı vardır. Bunlarla uğraşmak caiz değildir.


Burçlar ve fal hurafesi 13.2.2004 (Mehmed Oruç)
Son yıllarda burç ve fal tutkuları iyice yaygınlaştı. Gazetelerin fal köşelerine ilaveten internet siteleri de ortaya çıkıncı borsa, hava tahmin raporu takip eder gibi günlük olarak burçlar takip edilmeye başlandı. O gün eline para geçecek mi, geçmeyecek mi, sağlık durumu nasıl olacak, iş ortağı ile kavga edecek mi etmeyecek mi, başına kötü bir şey gelecek mi, gelmeyecek mi gibi konular günlük yapılacak mutat işler haline geldi. Hatta anne karnındaki çocuğun karakterini burçlar yolu ile öğrenme çabasına girildi. Daha enteresanı bazı anne babalar istemediği burçta çocuğu doğmasın diye, bebeğin doğumunu sezeryan ile gününden önce talep etmektedir.
Bütün bu saçmalıklar, cahillikler inanç yönünden ne kadar erozyona, zafiyete uğradığımızı göstermektedir. Kaza ve kadere inanan, gaybı, geleceği sadece Allahın bileceğine iman eden bir Müslüman böyle hurafelerden uzak durur. Burçlara olan ilginin halkımızın bu konulardaki inançlarında büyük boşlukların olduğunu göstermektir. Bu boşluk insanların falcılara, kahinlere bel bağlamasına sebep olmuş.

Bu kadar, ilmi ve teknolojik gelişmelere rağmen bugün de insanların büyük bir bölümü bu illetten, hurafelerden kendini kurtaramamaktadır. Maalesef gazetelerin en çok okunan köşeleri, burç ve fal köşeleri... Sıradan bir mahalle gazetede bile fal köşelerine rastlamaktayız. Bu tür hurafeler sadece bizde değil, Batı’da da çok yaygın. Bilhassa, teknolojinin zirvede olduğu Amerika’da meslek haline gelmiş. Her semtte astrologlar, adım başı falcı dükkanları, büroları açmış.


Burçlarla ilgili olarak yapılan bazı istatistiki bilgiler şöyle:
1) Bir çok ülkedeki araştırma sonucuna göre nüfusun %50'den fazlası burçlara inanıyor.
2) Büyük şehirlerde yaşayanlar kırsal kesimlere nazaran daha fazla burçlara inanıyor ve uğraşıyorlar.
3) Astronomi bilen hiç bir bilim adamı burçlara inanmamaktadır.
4) Kalabalık şehirlerde, sosyal problemler daha fazla olduğundan burçlara inancı daha yaygındır.
5) Kadınlar erkeklere göre daha fazla burçlarla ilgileniyor ve uğraşıyorlar.
6) Daha çok fen bilimi eğitimi görmeyen sanatçılar ve işadamları burçlarla ilgileniyor.


Falcılara ve medyumlara inananların karekteristik özelliklerinide şöyle özetliyorlar:
Kalabalık toplumlarda refah içinde yaşasalar bile kendilerine güvenleri sarsılan, sosyal bunalımlara giren, inancını kaybeden insanlar burçlar ve fal ile sorunlarına bir çözüm aramaktadırlar. Eğer burçlara dayalı fallar doğru olsaydı, bugün öncelikle gökcisimleriyle uğraşan astronomlar birer astrolog olurdu. Çünkü toplumda gökcisimlerini en iyi bilenler ve tanıyanlar astronomlardır. Astrologlara göre Başak burcunda doğanlar iyi idareci olamazken, Kova burcunda doğanların hepsi bilimadamı olmaktadır. Halbuki, Gauquelin isimli bir araştırmacı yaptığı istatistik bir çalışma sonunda, on farklı mesleğe sahip 15560 kişinin burçları ile meslekleri arasında herhangi bir ilişkinin olmadığını göstermiştir.
Yine, Culver isimli araştırmacı 1981'de yaptığı çalışmada 300 kişinin fiziksel özellikleriyle burçları arasında hiç bir ilişki olmadığını ortaya koymuştur.
Tıp doktorları üzerinde yıldız haritaları ele alınarak ve yaklaşık 100 denek kullanılarak yapılan istatistik bir çalışma sonunda, gökcisimlerinin konumlarıyla insanların davranışları arasında ilişki kurmanın mümkün olmadığı görülmüştür.
Yine benzer olarak, A.Ü.F.F. Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü'ndeki öğrenci ve öğretim elemanlarından oluşan 112 kişinin horoskopları çıkartılarak, aralarındaki istatistiki ilişkinin araştırıldığı bir çalışmada da, kişilerin burç yüzdelerinin rasgele dağıldığı, anlamlı bir dağılımın olmadığı ortaya çıkmıştır.

TASAVVUF EHLİNİN GÖRÜŞLERİ

MUHYİDDİN A'RABİ:«Hakk Teâlâ, kendinde bir şey yok iken, mevcûdiyet sıfatıyla sıfatlanmıştır. Diyebilirim ki, Hakk Teâlâ, mevcûdiyetin ta kendisidir.

Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz:

«Allah vardı ve onunla beraber hiç bir şey yoktu.»

Buyurmuşlardı.

Hakk Teâlâ kendi nefsi ve hüviyeti yönünden bilinmez; bu bilinmezlik ve görünmezlik keyfiyetine de İLİM denmiştir.

Hakk Teâlâ'nın evvelki şekli, buluta benzer bir duman şeklinde olmasıdır. Burada âlem Bâtın hükmüyle mevcuttu. Bâtınî hükümden ise âlemin zuhuru imkânsızdır.

İşte bu ilk duman da Rahman'ın Zâhir adı olmuştur. Bu durumda kendi nefsini görerek ilmî ve özel bir tecelli ile ruhi şekillerden birini seçmiştir. Bundan sonra Zâtıyla nefsine bakınca nefsini sayısız sıfatlarla muttasıf olarak buldu. İşte bu buluşu meydana getiren ilk bakış İLİM'di.

İlimde mevcût olan bu sıfatlara da makûlât dendi. Aynı zamanda «Aklı evvel» adını bu bakışı yapması hasebi ile aldı. Bu akıl, âlemlerin duman ve bulut içinde gizli olan sıfatlar olduğunu, bunun da kendi nefsi olduğunu seyreyledi. Ve bu sanki gölge olan aklın zâtından uzanan varlık o tecellinin nurundan oluştu.

Buna da «Levhi Mahfuz» veya «Zâti Tabiat» denildi. Bununla beraber bu boyutta bunun tümüne Hayat, İlim, İrade, Kelâm denildi.

Rükünler boyutunda ateş-hava-su-toprak; cisimler âleminde Sıcaklık, rutubet, soğukluk, kuruluk; Canlılar düzeyinde de kan, safra, sevda, balgam denilir.

Bundan sonra «akl-ı evvel» çehresini o dumâna çevirerek, kendisinden neler kaldığını görmek istedi. Fakat bu sıfatların varlığının dışında hiçbir şey göremedi. İşte bütün âlemin sûret ve şekilleri bu zulmet ve gizlilik içinde bulunmaktadır. Hakk Teâlâ’nın ARŞI da bu zulmet içindedir. Arşın etrafında da kürsü, felekler, cennetler, semâlar, rükünler ve doğurucular vardır. Bu varlığın babası Akıldır, anası Nefs.

«Şunu da bil ki, Hakk Teâlâ daha evvelce anlattığımız kürsü içinde şeffaf dairevi bir cisim yaratmıştır. Bunu da 12 eşit parçaya ayırmış ve bu parçalara BURÇLAR adını vermiştir.»

Bu burçlar toprak, su, hava, ateş gibi unsurlardan olup, tıpkı dünya ehlinin unsurlarına benzer.

Hakk Teâlâ her bir burçta cennet ehlinden bir melâikeyi orada iskân ettirir. İşte bu burçlardan cennetlerde tekevvün edecek şeyler tekevvün eder. Değişiklikler ve karışıklıkların tümü bu burçların değişmesiyle ve kurulan düzenin bozulmasıyla olur.

Gerçek olarak âlemimizin öncülüğünü bu 12 burçta bulunan 12 melâike yapmaktadır. Böylelikle bu 12 burç, âlemlerimizin gerçek olarak imamlığını yapmaktadır. Arşın esası 4 kâide üzerine oturtulduğundan, bu burçlar 12 olmasına rağmen, 4 mertebe üzerine bulunurlar.

Konaklar üçtür. Dünya, Berzah, Âhiret. Bu konaklardan her bir konağın dört menzili vardır. Bu konaklarda bunların hükmü geçer. Üç konağı dört menzile çarparsak 12 eder bu da 12 burca delalet eder.

Şu anda bize cennet gibi gelen dünyamız âhıret günü itibariyle ateşe döneceği için Berzahta bu dört menzilin hükmü altındadır. Cennet de bu dördün etkisindedir.

Bunlardan Koç, Aslan, Yay aynı mizaç ve mertebededir.

Boğa, Başak ve Oğlak başka mertebede ve aynı mizaçtadır.

İkizler, Terazi ve Kova başka mertebe ve aynı mizaçtadır.

Nihayet Yengeç, Akrep ve Balık başka mertebede ve aynı mizaçtadır. Bunlar dört hâkim vali olarak bir menzilde bulunurlar.

Dünyanınki ise Yengeç burcudur.

Berzah âlemi ise Başak burcunun hüküm ve etkisi altındadır. Ayrıca bir de dünyanın ateşe dönmesi durumunda sahibi Yengeç Burcu olmaktan çıkar ve Terazi burcunun hükmüne girer. Cehennem ateşine düşenlerin azabı sona erdiğinde ise ikizler burcu dünyayı teslim almış olur.

Cenâb-ı Hakk Teâlâ oniki burcun mümessili olan her bir melaikeye otuz ilim hazinesi vermiştir. Bu burçlardaki melâikeler kâinatta lüzumlu olan şeyleri bu ilim dolabı olan burçlardan olarak indirirler ve bir sene ile yüz sene arasında dünyada bırakırlar.

Cennet ve Cehennem ehline nezaret hakkı da bu 12 burca verilmiştir. Cennetteki hükümler hep bu 12 burçtan çıkar.

Cennetlerdeki meydana getirişlerden tutun da; yemek ve içmek, nikâh ve hareket, değişiklik ve şehvet gibi şeyler hepsi o hazinelerden inen 12 burcun temsilcileri eliyle ve Allâh'ın izniyle olur. Adn cenneti hariç, diğer cennetleri bu 12 burcun mümessilleri bina etmişlerdir.

İnsanın âhıret neşeti berzah neşeti gibidir. İnsanın bâtını kendisine göre bir hayâldir.

Mükevkep felek cennetin tabanı, atlas felekte cennetin semâsıdır. Hava âlemin hayatıdır. Bu nemli sıcak bir havadır. Hava içindeki nispetler ve dereceler yükseldi mi buna ateş adı verilmiş olur. Hararet ve rutubet derecesi düştüğünde ise su adını almış olur. Havadan gayrı süratle değişecek bir şey yoktur.

En azametli burçlar da hava tabiatlı İkizler, Terazi ve Kova burçlarıdır.

Dünyâ ve dünyâ semâsı içindeki aydan sonra ikinci semâda Merkür, üçüncü semâda Venüs, dördüncü semâda Güneş, beşinci semâda Mars, altıncı semâda Jüpiter, yedinci semâda da Satürn vardır.

Bu gezegenlerin her biri meydana geldikten sonraki zaman içinde, burçlardaki hazineler bu gezegenlere melâikeler tarafından indirildiler ve bütün bu uydulardaki rükûnlere tesir etmeye başladılar.

Zaman, tümüyle izafî bir şey olup gerçek varlığı yoktur. Güneşin görünmesiyle gündüz ve kaybolmasıyla gece olur ki bu izafî hükümlerden aylar, mevsimler seneler doğar.

Allah her semâyı imâr edecek ruh âlemleri ve melâikeler yaratmıştır.

İnsanlardan evvel, Allah yeryüzünde ateşten yaratılmış olan cinleri var kılmıştı.

Dünyâdan ayrıldıktan sonra, artık uyku diye bir şey yoktur. Çünkü kıyâmet günüdür.

Mükevkep felek ateşe döndüğünde, bu feleğin içi Mukaar yâni sonsuz ateş derinliği olduğundan cehennem adını almıştır.

Sırat ise, arzımızın üstünden mükevkep felek doğrultusunda ve belirli bir yükseklikte cennet surları dışındaki geniş ve çimenli alana doğru kurulur.

Dünyâda insan bir hayâldir.

Bugün evi denen bu yerler kıyâmet günü Cehennem evi haline gelecektir."

Evet, Hazreti Muhammed Aleyhi's-selâm’ın getirdiği İslâm Dinini en iyi anlayanlardan biri olan Muhyiddini A'rabî'den bu konuda size naklettiğimiz cümleler şimdilik bu kadar.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İBRAHİM HAKKI ERZURUMİ:«Zuhal (Satürn) yıldızın tabiatı gayet soğuk ve kurudur. Erkek olup, gündüze nispet edilmiştir. Nahsı ekber, denilmiştir. Buna bakmak gam ve keder getirir.

Buna karşılık Zühre (Venüs) gezegenine bakmak da surûr ve safâ getirir demişlerdir.

Zuhal yıldızına ahmaklık, cehalet, korkaklık, cimrilik, kin, yalan, levm, tembellik ve geç anlama gibi huylar izafe edilmiştir. Bu yıldız rahimlere vâki olan nutfelere tâli olsa, bu yıldızın tabiatı ve vasıfları Allahü Teâlâ'nın izni ile sirâyet edip, o cibiliyetle doğumdan sonra bu vasıfların meydana çıktığı tecrübe olunmuştur.

Zuhal Çarşamba gecesine ve Cumartesi gününe hâkim bulunmuştur.»

Bu gibi bilgileri her gezegen için anlatan İbrahim Hakkı Erzurumî bu arada çeşitli hadîslerde geçen «beş yüz yıllık yol» tabiri için de şu izâhı yapmaktadır:

«Heyeti İslam'da göklerin ve yerlerin büyüklük ve uzaklıklarını beşer yüz yıllık yol ile tarif etmekten maksat büyüklüklerinde mübalağadan kinayedir, yoksa bu esas ölçüleri değildir.»

Bu şiirinde yıldızların olaylar üzerindeki tesirlerini şu satırlarla ifâde eder. İ. Hakkı Erzurumî:

«Ve sonra Hakkı der, ilm-i felek sırrını a’yân ettim

Otuz beyt içinde Nahs ve Sa’d saatlerini beyân ettim.

İki âlemde bir bildim müessir Zât-ı Mevlâ’yı

Fakat sebeplere bağlanmış ednâyı hem alâyı.

Eğer bilmek dilersen olduğun saat ne saattır

Hangi yıldız hükmeder, ol dem nuhusat ya seadettir.»

Dünyâ üzerindeki oluşumların sebeplerinin yıldızlar olduğunu, ancak bu sebepleri meydana getirenin de Allahü Teâlâ olduğunu böylece tespit eden Erzurumî, Ayın tesirleri hakkında da özetle şunları söylemekte:

«Denizlerdeki med-cezir olaylarında ay baş müsebbibdir.

Ayın ilk on beş gününde sıcaklık ve rutubet çok olduğundan damarlar kan ile dolup insan ve hayvan bedenleri kuvvet bulur.

Dolunaydan sonra soğuk ve kuruluğun ağır basmasıyla ihtilatı erba bedenin derinliklerinde bulunmakla damarlarda kan azalıp, büyüme ve gelişme az olur. İnsan ve hayvan bedenleri zayıflar.

Arabî ayların ilk yarısında hastalanan kolay kurtulurken, ikinci yarıda hastalananlar güç sıhhat bulurlar.

Ayın ilk yarısında canlıların beyin dokuları ziyade olup, ikinci yarısında azalma olur

Mehtapda insan aya karşı uyusa veya çok otursa, bedenine gevşeklik ve tembellik gelip, baş ağrısı ve nezle olabilir.

Mehtapda hayvan eti kalsa az zamanda tadı ve kokusu değişir.

İlk yarıda balıklar su yüzüne yakın olup yağlı ve güçlü iken, ikinci yarıda dibe kaçıp güçleri ve yağları azalır.

İlk yarıda haşerat yeryüzünde daha çoğalır ve yırtıcılar canlıları yemeye daha heveskâr olur. İkinci yarıda bunun tersi olur.

Ayın ilk yarısında dikilen ağaçlar çabuk büyür ve çok gelişir; ikinci yarıda ise dikilen ağaçlar zayıf olur veya kurur.»

Ayın çeşitli burçlarda doğuşunun hangi sahalarda getireceği faydalar hakkında da özetle şunları söylemekte «MARİFETNAME» sahibi. Hakkı:

«Ay;

Koç burcunda doğduğunda her işe başlamayı güzel say;

Boğada olduğunda evlen, ticaret yap, bina yap;

İkizlerde doğduğunda gayrımenkul al, ilim oku;

Yengeçte iken haberleşmeye değer ver, müshil kullan, seyahate çık;

Aslanda iken ihtiyaçlarını, giderecek kişiye arzet, ziraat, tamir ve hacamat yap;

Başakta iken yeni giy, dostlarla sohbet et ve ibâdete ağırlık ver;

Terazide iken alış-veriş yap, sohbet eyle, Kur'ân dinle, devâlı nesneleri iç;

Akreb burcunda iken, temizlen, arın, yanlızlığa çekil, sükût edip iç âlemine dön;

Yay burcunda iken kan aldır, hamam ve traşı iyi say;

Oğlak burcunda iken kuyu kaz, toprakla uğraş, alış-verişi iyi say;

Kova burcuna geldiğinde vasıtalı olarak seyahate çık güzel yerleri gez;

Balık burcunda iken de deniz seyahati iyidir, ortaklık ticareti iyi olur.»

Mârifetnâme'de, Gezegenlerin tesirinin hakikatı bahsinde Beşinci nevî de özetle şöyle demektedir İbrahim Hakkı Hazretleri:

«Yıldızlar meleklerin elinde mecbur ve muztardır. Melekler de Hak Teâlâ'nın emrinde boyun eğerler, itâat ederler. Hepsi onun iradesi ile ve kudreti ile harekette ve hareketsizliktedir.

Güneş sıcak ve kurudur. Ay soğuk ve rutûbetlidir. Yıldızlar bu keyfiyetleri ile âlemde mutasarrıftır. Müneccim -astrolog- bu sözleri ile doğruyu söylemektedir. Ancak bütün işleri, yıldızlara bağlaması doğru değildir. Yıldızlar ancak Hak Teâlâ'nın izni ile bu tasarruflara yetmişlerdir. Yıldızlar ve tabiâtların tesir ve tasarrufda rolleri vardır.

Oniki burçda oniki melek vardır yedi gezegen gece gündüz o burçların kapılarında dolaşıp hizmet ederler!"

Bu konuyu daha detaylı olarak anlatan İbrahim Hakkı konuları geniş boyutlu görmek gerektiğini de belirterek tek bir bilimle çözülemiyeceğine işaret ederek şöyle der:

«Bu hakikatı bu şekilde idrâk etmek ne tıb ilmiyle, ne Hikmeti tabiî ile ve ne de ahkâm-ı nücum-astroloji hükümleri-ile hasıl olur. Ancak nübüvvet ilmiyle bilinir!..»

Günün hangi saatlerinde hangi işlerin yapılmasının uygun olacağını dahi astrolojik tesirlere bağlı olarak açıklıyan Erzurum'lu ibrahim Hakkı, bu konuda da şöyle der:

«Otuz beyt içinde nahs ve sa'd-menfi ve müspet saatleri beyân ettim.

İki âlemde bir bildim müessir zâtı Mevlâyı

Fakat sebeplere bağlamış ednâyı hem â'lâyı

Eğer bilmek dilersen olduğun saat ne saattır

Hangi yıldız hükmeder ol dem nühuset ya seadettir.»

Bu arada günün hangi saatine hangi yıldızın radyasyonu güçlüdür bunun hesabının nasıl yapılacağını öğreten beyitleri yazan Hakkı daha sonra şöyle der:

"Saat zamanlarını bir bir yedi gezegene ver gel.

Olduğun vakte hangi gezegen gelirse hâkim onu bil

Zuhaldir -satürn- nahsı ekber saati hem ağır olurmuş

Yeri yedinci felektir bina yap başlama hiç iş

Mübârek müşteridir -Jüpiter- sa'di ekber saatini hoş bil

Bey ve şira, tezvic edip her şugle ol mail.

Cihan Merihe -mars- mahkûm olduğu saat hiç iş etme

Çünkü nahs-ı esgardır kan aldır kimseye gitme.

Mübârek şems-güneş-hükmünde, taleb kıl cümle yârânı

Yeri dördüncü felektir ziyâret eyle sultanıZühre -venüs- sa'di esgardır o saat ictima eyle.

Sohbet ve tatlı söz et güzel ses istimâ eyle.

Nakş, et, hesab etmek olur mergub

Kamer -ay- sa'd oldu bu gökte o saatte sefer hoştur

Ticaret, şirket, haber ve mektub göndermek hoştur.

Yedi seyyare ahkâmı bu tertib üzere kanundur.

Gel ey Hakkı bil o Hakk'ı, cümle hüküm O'nundur.»

Bedenin terkibi bahsinin ikinci fasıl, üçüncü nevi'nde ise Erzurum'lu İbrahim Hakkı Hazretleri şu görüşü anlatır:

«Allahü Teâlâ'nın kudreti ile, ulvî ecramın -planetlerin ve burçların- süflî cisimlerde -maddî yapılarda- çeşit çeşit tesirleri daimî olduğundan, bütün halkın şekil, hâl, ahlâk ve tavrı henüz ana rahminde nutfe iken rast gelen baht ve tali'leri tesirlerinden meydana gelmiştir.

Ana rahmine nutfe vâhi olduğu saatte, baba ve annenin tâlileri hangi işte ise, o, mutfenin zâtına tesirle nakşıbend, yâni işlenmiş olur.

Meselâ saâdeti, şekâveti, anlayışlı, ahmâk, bahil cömert, korkak, yiğit, sevgi, düşmanlık hırs kanâat, himmet ve alçaklık, fakirlik ve zenginlik, rahat ve rahatsızlık, yaşama ve yaşamama, ceml ve kemâl, kelâl ve melâl her ne hal üzere ise, o nutfenin zâtına tali olur.

Çünkü o nutfe ceninin cisminin levh-i mahfûzdur. Levh-i mahfûz ise bu âlemin mazharı, aynasıdır.

O halde, saîd olan, o saâdetini annesi karnında bulmuştur. Şakî olan da şekâvetini anası karnından almıştır.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
 Gününün şartları içinde bu konuları açıklamaya çalışan değerli din âlimi İmam Azîz bin Muhammed Nesefî hazretlerinin yazmış olduğu «Zübdetül Hakaik»ve«Mebde ve Meâd» adlı eserinde çok teferruatlı olarak çeşitli hususları açıklamış, burçların ve güneş sistemi içindeki yıldızların insanlar üzerindeki tesirlerini anlatmış, ölüm ötesine dair çeşitli hallerden söz etmiştir. Çok geniş olan bu eseri daha sonra «Zübdetül Hakaik» adlı eserinde de özetlemiştir. Arzu edenler günümüz Türkçesine çevrilmiş olan «Zübdetül Hakaik» adlı kitabı da tetkik edebilirler.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Osmanlı'da Astroloji

“Yıldızların hareket ve durumlarından sonuç çıkarma bilimi” diye tanımlanacak astroloji, Osmanlıca’da “ilm-i tencim” ya da “ilm-i ahkam-ı nücum” diye anılır. Yıldızların belirli zamanlarda durum ve yere göre konumlarını gösteren cetvel, zeyc ya da zic ; yıldızların durum, hareket, hız ve yönlerini saptama bilimi de ilm-i zic ya da ilm-i zayiçe adını taşır.

Kişilere özel yıldız cetvel ya da haritalarının adı da zayiçedir. Bu cetveller batıda ve günümüzde ülkemizde horoskop diye anılır. Gökyüzüyle ilgili gözlemler, yıldız hareketleriyle ilgili saptamalar, astrolojinin, astronomiye kaynaklık etmesini sağlamıştır. Rasathane diye adlandırılan gözlemevleri, hem gökbilime, hem de yıldız fallarına , savaş, barış vb. toplumsal olaylar için eşref saati saptanmasına yarıyordu.

Gökyüzü olaylarıyla bilimsel ve simgesel yorumlar yapan müneccimler uzun süre doğu ve batıda saray görevlisi olarak çalıştılar. Osmanlı sarayındaki müneccimbaşılık kurumu cumhuriyet dönemine kadar sürdü.

Yıldız hareketlerini bölgesel olarak gözleyip, çizelgeyi (zic) çıkarmak yaklaşık otuz yıllık bir süreyi kapsar. Bu konuda en ünlü rasathanelerden biri Meraga Rasathanesi, ünlü çizelge çıkaranlardan biri de Zic-i Uluğ Bey’dir.